Nicholas Stoller Aşkzede(Forgetten Sarah Marshal) filminden sonra yine bir komedi filmiyle karşımızda. Bir önceki filminden aşina olduğumuz Russel Brand’ın canlandırdığı Aldous Snow karakterini yeniden yorumlayarak eğlenceli ve hareketli bir film sunuyor bize.

Para, şöhret, uyuşturucu, seks ve alkol eskiden bunlar yanyana geldiğinde akıllara ilk olarak “rock star” kategorisinde olan insanlar gelirdi. Ele avuca sığmaz mizaçları, düzene uymayan tarzları ve hiç bir esası kaile almayan tavırları ile anti kahraman kavramının ilk örneklerini teşkil ederlerdi. Ben bunlara yaşım elverdiğince yetişebildim. Şimdi konjöktür değişti, piyasa değişti bilimum farklı unsurlarında değişimi ile artık çok nadir rastlayabiliyoruz. Soyları tükenmekteymiş gibi genelde yaşayan efsanelerden bahsedebiliyoruz. Onlarda terk-i diyar eyledikçe bize yadigar müzikleri ve aşıdıkları belli dönemin sınır tanımaz halet-i ruhiyeleriyle yetinmek düşüyor.

“Zorlu Görev”, bu sıkıntının farkına varıp günümüz rock starını oluşturuyor. Fakat tamamiyle eski usulleri baz alarak. Kariyerinde çöküntü yaşayan ve bağımlılıklarından kurtulamayan bu adamın kariyerin onuncu yılı konseri için Amerika’ya yolculuğunu izliyoruz. “Biz, bir rock yıldızıyla birlikte takılmayı hayal etmek, size heyecan verici ve etkileyici gibi gelebilir olgusunu açıklamak istedik.” yönetmenin deyimi ile film sadece bundan ibaret.

Zorlu Görev, basit bir hikaye kurgusunun üzerine oturtulmuş oldukça keyifli bir  film. Sonunda bir amaca hizmet etmek gibi niyeti yok yönetmenin. Sadece hayattan bir enstantane ortaya çıkarmış ve kendini belli başlı kalıpların içine koymaktan sakınmış fakat ortaya güzel bir sonuç çıkması içinde azami gayreti göstermiş. Hatta filmin çoğu sahnesinde doğaçlama replikler kullanılarak daha doğal ve hayata uygun replikler, diyaloglar elde etmişler. Ama bu doğaçlamayı Recep İvedik usulü nereye gideceği bilinmeyen pimi çekilmiş bir bomba olarak düşünmeyin. Hiç bir şekilde filmin bütünlüğünden ayrılmadan senaryonun gereklerinin dışına çıkılmadan bu teknik kullanılmış.  Filmin içinde küçük küçük başka filmleri ve dizileri tiye alan yönetmen bunlarda da aşırı ısrar etmeden bir çeşni lezzeti kıvamında tutmuş.

Aaron(Jonah Hill) Amerikan müzik piyasasında çalışan idealist bir adamdır. Fakat yapısı gereği pek öne çıkmayı başaramamış hep sönük kalmış. Patronuna verdiği bir fikir sonrası eline yıllardır istediği fırsatı geçiren Aaron’un tek yapması gereken İngiltere’ye gidip haylaz bir rock starı üç gün boyunca kontrol altında tutarak Los Angeles’teki konsere getirmektir. Fakat bu sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Aldous Snow, Aaron’un hayranı bir sanatçı olmasına rağmen hayat tarzları tamamen farklıdır.

Aşk hayatında çalkantılar yaşayan Aaron, Aldous Snow’un tılsımlı hayatına birden dahil olunca gariplikler peşi sıra gelmeye başlar. Kendini alkol, uyuşturucu ve seks odaklı bir hayatın ortasında bulan Aaron bir yandan konserin önemi hatırlatan sorumlu bir organizatör potresi çizerken bir yandan da kendini gelişen olayların akışında bulur.

Film, içinde bir çok dramatik unsurda bulundurmasına rağmen bu konuları tamamiyle ortalama bir şekilde geçiyor ve tempoyu düşürmesine izin vermeyen bir yapı sergiliyor. Bunca büyülü olay içinde yalnızlığı çok aşikar bir biçimde gördüğümüz Aldous Snow ve ona yoldaşlık eden tutunamamışlıkları yüzünden risk almayı sevmeyen Aaron’un arasında oluşan nefretli bir sevginin müptelası olabiliyoruz birden.

Filmin, seyiciyi kasmayan ve keyifli iki saat vaad eden bir yapısı direkt hissediliyor. Vaad ettiği her şeyi verdiği için filmin eğlencesi içinde neden eleştiricek bir şey arayayım ki durumu oluştu bende. Bize güzel bir durum komedisi örneği veren bu film son dönemlerde bence kötü komedilerle düzeysizliğe alışan seyirci içinde komedi nasıl olmalı sorusunada kendi çapında bir cevap niteliğinde görülebilir.

Müzikler içinde bir fasılda bulunmak gerekiyor. Her bir parça film için özel olarak üretilmiş. Müzik süpervizörü Jonathan Karp ve besteleri yapan Lyle Workman çok başarılı bir iş çıkarmışlar. Gerçek bir rock albümü hazırlamak niyetiyle yola çıktıklarını belirten yönetmen amacına ulaşmış gözüküyor. Bir soundtrack albümü çıkması su götürmez bir gerçek olduğunu filme izlemeye başladığınız anda hissediyorsunuz zaten. Konser sahneleri içinde profesyonel sahne tasarımcıları ile çalışan ekip bu sahnelerdeki duyguyu en üst düzeyde tutabilmişler.

Yönetmenin ilk filmi Aşkzede’den hatırladığımız Jonah Hill ve Russel Brand’ın inanılmaz kimyası filme damgasını vuruyor. Adamlar birbirlerinden güç aldıkça daha da büyüyorlar. Filmin temposunun içinde hiç bir yerinde düşüklük yaşamadan performanslarını daimi artan bir grafikte tutabiliyorlar. Yönetmenin bu oyunculara güvenmekte ne kadar haklı olduğunu ortada.

Müzik şirketi patronu Sergio karakterini canlandıran Sean Combs filme hem müzik sektörü içinden bir gerçeklik hem de piyasa koşulları içinden bir dinamizm katmış durumda. Argoyu olağanca doğallığı ile harmanlayabilen rap sever müzik yapımcısı günümüz müzik sektörüne yapılan eleştirisel bakışın yerine oturmasında büyük rol alıyor.

Argo ve seksüel içerikli diyalogları nedeniyle artı onbeş yaş sınırı olan bu film “Başlangıç” filminin seyirciyi domine ettiği bir dönemde ancak bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor fakat bu alternatif size hiç bir pişmanlık hissettirmeyecek boyutta. Güzel müziklerin ve son derece keyifli bir hikayenin eşliği ile iki saatini sinemada değerlendirmek isteyen herkese hitap eden bir film.

Mehmetali Batmaz