Deney: Üstün Irk ve Komplikasyonları

Posted: 26th Temmuz 2010 by admin in Temaşa Seyir Defteri

Küp filmini sinemaya kazandıran yönetmen Vicenzo Natali, 23 Temmuz’da vizyona girecek olan ve senaryo çalışmaları 1999 yılında başlayan Deney(Splice) filmiyle karşımızda. Film, bazı bilimsel teorilerden ve ütopyalardan besleniyor.

Hitler Almanyası konuşulmaya başladığında akla ilk gelenlerden biri üstün ırk projesidir. Bir çok filme konu veren, zekasıyla toplumda yer edinmiş bilim adamlarını güzel ve atletik yapılı bayanlar ile birleştirilip biyolojik seçimlerin muhtemellerini artıran deneyler onun döneminde yapılmıştır. Bunun yanı sıra canlı denekler kullanarak etik olmayan yöntemlerle de olsa bilime yaptığı etkiler hala konuşulur durumda. Hatta Dna’ın bulunması ve biyolojide son dönemdeki gelişmelerin temellerinin  bu dönemdeki canlı denekli deneylere dayandıranların sayısı hayli fazladır.

Hitler Almanya’sına savaş sonrası girildiğinde üst bedeni insan alt tarafı hayvan olan birleştirilmiş ölü varlıklar bulunduğa dair söylentiler bulunmaktadır. Hayvanlar kadar atik, güçlü, iyi duyan vb. özelliklerle insana has düşünce gücünü  ve dik ayakta durabilme özelliğini birleştirme fikrini taşıyan bu deneyleri yaptırttığı söylenir. Bu deneylerin hepsinin başarısız olduğuda anlatılan başka bir vakadır. Yani bilim uğruna  katledilen onca insan düşüncesi bile korkutucu.

Film bu söylenentilerle temellenen yerden başlıyor. Elsa(Sarah Polley) ve Clive(Adrien Brody ) baraşıları ve ilişkileriyle bilim dünyasının ortasına oturmuşlardır. Farklı genetik özellikleri bir araya getirerek hastalıklara çözüm üretecek yapıda proteinleri barındıran yaratıklar üretmeyi başarmışlardır.

Başarıları günün ekonomik ve siyasi yapısı dolayısıyla ikinci etap olan üretime geçirilmeyice gizlice büyük bir hayalin peşinde koşmaya başlarlar. Yeni hedef labarutuar ortamında üstün özellikler ve farklı genetik yapılara sahip insanı  üretebilmektir.

Ve başarı, ismini Dren(Delphine Chanéac) koydukları insan modeli  beklemekdikleri bir gelişme hızıya dünyaya gelmiştir. Dren’in fiziksel yapısı bir kaç canlının özelliklerini taşımaktadır. Zeka seviseyi ise beklentilerin ilerisinde seyir gösterir. Şimdi yapılacak olan tetkiklerle birlikte Dren’le iletişim kurma çabaları ve onu yaşanılan çevreye vereceği tepkileri ölçmektir.

Herkesten gizli yürütülen projede Dren’in çevreye adaptasyonu ve gelişimiyle sorunlarda gün yüzüne  çıkar. Elsa ve Clive’ın bilim dünyasına kazandırmaya çalıştığı bu başarı hikayesi artık onların  kabusları olmaya başlamıştır. Clive’in “Keşke bunlar hiç gerçekleşmeseydi.” repliği her şeyi özetliyen cümle olarak karşımıza çıkıyor.

Vicenzo Natali zeka pırıltılarıyla dolu olan “Küp” filminden sonra “Paris, seni seviyorum” adlı konsept bir hikaye ile karşımıza çıkmıştı. Uzun zamandır aklında fikir olarak bulunduğunu belirttiği Deney senaryonun tam şekillenmesi ve teknolojinin ucuzlaşması ile artık karşımızda. Sonuçta ortaya gerilim unsurlarıyla bezenmiş, sonlara doğru hareket kazansada fazlaca durağan olarak ilerliyen bir hikaye çıkmış.

Hikayesi ile Frankestein’ın modernleşmiş hali olarak görünen Deney fimi içinde modern toplum için düşünülen ve geçtiğimiz senelerde tamamlandığı söylenen Genom projesi ile de ilintili olup eski usul elektrikle değil bilimsel verilerle canlı yaratma yöntemini seçmiş.

Üstün ırk projesi, yeni dünya modellenmesi ve sonuçları bakımından çokça tartışılan ve üzerine fikir üretilen bir konu. Pinokyo, çocuklar için bir hikaye olsa bile aslında başlagıcıyla üstün ırka bir gönderme görebiliriz. Yalan söyleyemeyen, bu özelliği ile herkese iyi davranan pinokyo karakteri, bu tip konulara iyimser olarak bakanların dilindeki argümanları temsil için verdiğim bir örnek. Bu tip iyi niyetli donelerle başlayan üstün ırk projesi, bu teori içinde modellenen yaşantı konusunu işleyen “İsyan(Equilibrum)” daki sanatın, sporun vb. unsurların yasaklandığı ortama dönüşmesi hususundaki korkuyu her daim içinde barındırmaktadır.

Bu tip korkuların ince nüanslarını gördüğümüz filmde, Dren tarafından bize hissettirilen ve mükemmel her zaman iyi değildir düşüncesi ortaya çıkıyor. Delphine Chanéac’ın güzel performansıda bu hissin oluşmasında bayağı yardımcı oluyor.  Ayrıca Dren karakterinin diyalogsuz bir şekilde filmin sonuna kadar heyecanı ve gizemini taşıyabilmesi, değişen duygusal zeka seviyelerinin aşikar bir şekilde yansıtabilmesi  Delphine Chanéac’ın performansının derecesinin ne kadar yukarıda olduğunun nişanesi.

Adrien Brody ve Sarah Polley’in canlandırdıkları bilim adamı karakterleride alışık olduğumuzun dışında zaafiyetleri, inatçı yapılarıyla birazda olsa anti-kahraman profili çiziyorlar. Başarısını aldığı Oscar ödülüyle taçlandıran Adrien Brody kayda değer bir performans gösteriyor. Fakat filme giderken Adrien Brody’ye Oscar’ı alan en genç oyuncu ünvanını kazandıran “Piyanist” filmindeki kadar yüksekte bir oyunculuk beklentisi içinde olmamanızı tavsiye ederim.

Film görsel açıdan, karakter tasarımı ve başarılı gerilim sahneleri dışında pek bir iz bırakmıyor. Gerçi acayip efektleri gerektiren bir hikayede değil zaten. Doğru açılar, güzel planlarla seyirciyi hikaye içinde tutmayı başarıyor fakat filmdeki durağanlığı ortadan kaldırmayı başaramıyor ve renk kullanımlarıyla da seyirci kasvetli bir havaya esir ediliyor.

Eğer bilim kurgunun ileriye yönelik toplum modernizasyonu ile ilgili konularından Hitler’den bu güne gelen üstün ırk yaratma mücadelesinin lehinde ve ya alehiyinde düşünceler sizi cezbediyorsa bu film ilginizi çekebilir. Ayrıca arada sırada sarsılayım iyi de bir hikaye ile seyredilebilir bir gerrilim filmi arıyorsanız sizi tam olarak doyurmasa da iştahınızı kesebilecek bir film Deney.

Mehmetali Batmaz