Film kendine bir olasılık teorisini baz alarak başlıyor. Soru şu pembe bir inek dünyada mevcut mu? Eğer bahsettiğimiz sonsuz ihtimalli bir evren ise, kimse görmemiş olsa da daha bulunmamış olsa da cevap karşımıza kesin var olarak çıkıyor. Bu da “Sonsuz ihtimalli evrende bir olayın olma olasılığı kesinlik arz eder” savını gündeme getiriyor. Akılda hala sorular bırakarak ilerliyen bu sav evrenin sonsuzluğunu bir numaratöre bağlamadıkça bu şekilde ilerliyeceğe benziyor.

Bu esası cebinde yola çıkan film fantastik düşünceleri seven insanların bazen aşk derecesinde tutulduğu paralel evren kurgusu üzerinde yürüyor. Platon’un idealar dünyası kuramından ve dinler tarihinin insanlığa tesirinden itibaren hep sorgulanır olmuştur paralel evren düşüncesi. Kimileri oralarda bulunduğunu, kimileri zaman ve holografik evren sayesinde zamanın aslında bir an olduğunu iddia edip an içinde dolaşmaktan farklı yerlerde aynı anda bulunmaktan bahsetmişlerdir. Şimdilik bunlar metafiziksel kuramlar olarak görünüp hiç bir bilimsel temele oturtulmasa da bütün dinlerin tasavuflarının bu tip hikayere zemin hazırlaması da insanların bu noktalara kaymalarına sebep oluyor.

Bu kadar açıklamadan sonra filme girmek istiyorum. Filmin altında efsane “Back to the Future(Geleceğe Dönüş)” serisinin senaristi olan ve bunun yanı sıra “Batman(Yarasa Adam)”, “Spiderman(Örümcek Adam)” gizgi romanlarının bazılarında senaristlik yapmış olan Bob Gale’in imzası var. Yönetmen koltuğunada geçen Bob Gale filmin her aşamasında olmak istediğini bu tavrı ile göstermişdir.

Açıkçası film görsel açıdan pek tatminkar olmamakla birlikte bende keşke Bob Gale sadece senaryoda kalsaymış hissini uyandırdı. Fakat film öylesine güçlü bir senaryoya sahip ki bu tip öğeler seyirci tarafından fazlaca hoş görülebilir unsurlar olarak kalıyor. Bu görsel açıdan düşüklük öncelikle afişte karşımıza çıkıyor. Afişi gören kimselerin bu filmin oyuncu kadrosunun Gary Oldman, Christopher Lloyd, Michael J. Fox ve Kurt Russel gibi usta oyuncuları barındırdığını tahmin bile edemezler. Sinema sektöründe iyi pazarlanamamasının öncelikli sebeplerinden biri de bu olsa gerek. Fakat ülkemizde vizyona bile girmeyen bu değerli film belkide bu pazarlama hatalarına rağmen dilden dile ilerliyen namı ile yakın bir gelecekte kült film olma şansını  yakalayacaktır. En azından benim umudum bu yönde.

Hikaye Neil Oliver(James Marsden) isminde hayata tutunamamışlıklarıyla, bağlandıkları yüzünden yapamadıklarıyla ve daha fazla laf duymamak amacıyla sığındığı yalanlarıyla yaşamına devam eden bir gencin yaşadığı sükut-u hayallerle başlar. Ta ki hayatı, yirmi üçüncü yaş gününde Amerika’ın adını daha bilmediği bir dilek gerçekleştirici olan O.W Grant’la(Gary Oldman) kesişene kadar. O. W Grant, tam da kendini açıkladığı “Ben bir jokerim. Hayat destesinde…” sözüyle eş değer bir karakter. Kendinden dilekte bulunanların dileğini kendi şakacılığı dahilinde gerçekleştiryor.  Mutlu seksi arayan birine dileği karşılığı her gün kapısına porno dergi ve bir paket mendil göndermesi O. W. Grant için olağanca bir durum. Neil Oliver’ın dileği karşısında da ona elinde bir paketle var olmayan bir otobandan hiç bir resmi evrağa kayıtlı olmayan bir adrese yolculuk etmesini ister.

Yola türlü cevapsız sorularla çıkan Neil, Otoyol 60’ı bulduktan sonra hikayeleri başlamaktadır. Yolunu bulmasını sağlayan imgelemeleri ise hayallerini süsleyen ve reklam panolarından ona mesajlar göndenren Lynn Lindan(Amy Smart) yapıyor. İşte bu noktalarda fantezi dünyasına hoş geldiniz diyor senarist. Yol boyunca sentetik bir uyuşturucu olan “euphoria” seberstitesi yaşanan bir yerleşkeden, sanat sahtekarlıkları müzesiyle ünlü bir kasabaya ordan bütün kasaba ahalisinin avukat olduğu başka bir yere sürükleniyor. Her gittiği mekan ve yer, algısında farklı boyutların açılmasına hayatını tekrardan gözden geçirip yeni seçimler yapmasına olanak sağlıyor. Fakat bu heyecanlı ve bir o kadar da keyifli yolculuk sırasında onu bekleyen bir adette katil var.  Kimi zaman bu katilin var olması Neil’i endişelendirse de yolun çekiciliği ona devam etmekten başka çare bırakmıyor. Katil kim, paketin içinde ne var bu tip sorulara cevap vermekten kaçınsa da bu yolda ona eşlik eden bir de sekiz topu bulunmakta. Sadece evet, hayır sorularına cevap veren ve nükte zekası O.W. Grant’a çekmiş bir top bu. Bilinmeze gitmenin çekiciliği ile donatılmış bu yolda Neil amacına ulaşıp paketi tarihi zamanında katili atlatarak teslim edebilecek midir ve bu yolculuğun bir süreliğine geride bıraktığı yaşantısına tesirleri ne şekilde olacaktır?

Film Gary Oldman’ın muhteşem oyunculuğu ile bezenmiş durumda. Tek kelimeyle harika! Gary Oldman’ı Christopher Lloyd takip ediyor ve ortaya Geleceğe Dönüşteki çılgın profesör karakteri tadında bir lezzet çıkıyor. Yan karakterler filmde o kadar baskın ki bazen onların hayran bıraktıran karakteristik özelliklerine dalıp ana konuyu unutuveriyorsunuz. Micheal J. Fox filmin başında çok küçük rol almasına rağmen filmin en kötü performansını sergileyerek seyircinin ilk sahnelerde bir travma yaşamasına sebep veriyor. Fakat Geleceğe Dönüş’ten ve geçirdiği hastalıktan sonra onu görmek sevenleri için yine de büyük anlam ifade edeiyor.

Film açıkçası her tarzdan insana bir takım şeyler sunabiliyor. Bir çok klişe ihtiva etmesi ve mesaj kaygılarının hissedilebilir boyutlara ulaşması bazı sıkıntıları yanında getiriyor. Ama paralel evren gibi mistik ve heyecanlandırıcı kuramlardan hoşlanıyorsanız kaçırmayınız derim. Ayrıca fantastik dünyaların sadece görsel efektlerden oluşmayacağını idealar, savlar  ve iyi hikayelerin birleşminden de sizi içine çekecek ortamların oluşturalabileceğini hissetmek isterseniz bu film size göre. Sözlerime Neil karakterinden ”Bu otobanı çok seviyorum.” alıntısı ile son veriyorum. Sevgile kalın.

Mehmetali Batmaz