Barış Pirhasan’ın yönetmen koltuğuna geçtiği “Adem’in Trenleri” kalburüstü oyuncu kadrosu ile ilk etapta dikkatleri üzerine çekiyor. Bunca iyi oyuncunun biraraya toplanması filmin içindeki duyguyu istenilen düzeyde tutmaya yetiyor. Usta oyuncuların yanısıra çocuk oyuncularında kendilerinden beklenileni tam olarak yansıtmasıyla oyunculuk anlamında sıkıntısız bir yapıt olarak karşımıza geçiyor.
Öykü yönüyle çoklarımız tarafından bilindik diye nitelendirebilecekken kimi nüanslarıyla bu sıkıntıyı üzerinden atıp klasik hikayelerden kendini ayırt edebilir duruma geçiyor. Görüntü yönetmeninde pastel renkler destekleği film senaryo ile bir bütünlüğe kavuşuyor. Hikaye örgüsünün belli bir temponun üzerine çıkamaması en büyük handikabı oluşturuyor. Bu tip kısımları yönetmen oyuncularına güvenip savuşturmuş olsada bazı kısımlarda insanda hadi artık hissinin uyanmasını engelleyemiyor. Öyküde ve filmde en dikkati çeken noktalar ise filmin başından sonuna kadar tarzını kaybetmemesi ve kullandığı tarzın sinemamızın ve veyahut günlük yaşantımızın kaidelerini tam anlamıyla yansıtması olarak görüyorum. Yani filme göz gezdirmeye başladığımız andan itibaren bu Türk filmi diyebiliyoruz (ya da moda tabiriyele Türkiye sineması). Bunu sinemamızda yavaş yavaş hissetmeye başlamak bir tarz oluşturabilmek bakımından mihenk taşı görevi üstleniyor.
Film, Hasan hoca(Cem Özer) karısı Hacer(Nurgül Yeşilçay) ve kızı Fatmacık(Zeynep Deniz Özbay) ile birlikte ramazan ayı hasebiyle bir istasyon kasabasına gelmeleriyle başlar. İstasyon kasabası sevecen insanları kendine özgü yaşamlara sahiptir. Tek dertleri kasabanın erkekleri ramazan ayını hocasız geçirmesinler teravihler kaçmasındır. Filmin belli başlı kısmı karakterleri oturmakla geçiyor ve hepsinin özellikleri bir bir gözümüzün önümüze seriliyor. Hasan hoca kendini dinine adamış bir imam. İnsanlar tarafından soğuk görülen ve arkasından edilen onca lafa rağmen işine devam etmeye çalışan biri. Görev için gittiği bir köyde karnında bebesiyle terkedilmiş Hacer’i görür. Onun babasından gördüğü eziyete daha fazla tahammül edemez ve Hacer’i karısı olarak alır. Doğan kızına da sahip çıkar. Türlü yoksullukların yanısıra gittikleri her köyde çıkan dedikodular nedeniyle yeni bir hicret yine bir göçüş onları bulur. Yeni geldikleri bu istasyon kasabasında da durum aslında eskisinden farksızmış gibi yürür. Kasaba sakinlerin ”buz gibi adam”, “neden çağırdık ki kasabamıza” lafları ve rahatsız eden göz süzüşleri arasında adaptasyon süreci atlatmaya çalışırlar. Tabi bunlar pekte haksız hezeyanlar değildir. Hacer’in yüzünden okunan yalnızlığı, ezilmişliği ve Fatmacık’ın baba şefkatinden uzak anneye sığınmacı tavrı belli bir yaşın üzerine gelmesine rağmen hala parmak emmesi kasaba halkında bu tür lafların çıkmasına sebep olur. Bu adaptasyon süresinde bütün olayların ortasında ise Adem(Fırat Can Aydın), Fatmacık’la oynayarak, trenlere bakarak ve iki günde bir annesiye halasından süt getirerek bir nevi hikayenin denge esasını üstleniyor olaylara renk ve neşe katan unsur oluyor. Fakat Hacer için bu kasaba farklıdır. Çünkü onu gebe bırakıp kaçan Bekir(Atıf Emir Benderlioğlu) artık karşısındadır . Hasan hocaya olan aşırı minneti ile eskiden gelen aşıkı arasında kalan fakat terk edilmenin kızgınlıklarıyla çelişkiler yaşayan Hacer’in imdadı yine kasaba halkı olur. Hoca sahiplendiği emanetin elinden kayıp gitmesine şaşkın ama bir o kadar çaresizce karşılar. Tek yorumu “Bir gün gelip Hacer ile Fatmacık’ı alacağını biliyordum, ama benim onları senin ayağına getireceğim hiç aklımdan geçmezdi”. Kasaba halkınında araya girmesiyle sevdiği gence ve yıllardır büyüyüşüne tanık olamadığı kızına kavuşan Bekir artık günahlarının bedelini ödeyebilecek miydi?
Cem Özer’e bu filmdeki performansı için bir kaç lafızda bulunmakta fayda var. Bu film onun için ayrıca bir evlilik ve çocuk getirdiği içinde ayrı önemli olsa gerek ki bu önemi ve intizamı tüm karelere yansıtmış olarak görünüyor. Oynadığı karakteri fazladan özelliklerle donatabilen ve yıllar geçtikçe oyunculuğunu üst düzeye taşıyan bu adam değerini umarım daha sıkı bir şekilde bulur Türk sineması içersinde. Biz onu medya maymunu yorumları ve yahut magazinsel açıklamalarıyla değilde bu şekilde gördüğümüz zaman daha mutlu oluyoruz.
Pek tabiki Derya Alabora filmdeki en önemli yan karakter olarak karşımıza çıkıyor ve yeniden doğal tavrı ve tılsımlı gülümsemesiyle farkettirmeden kendine hayran bıraktırıyor. Hikayede ki toparlayıcı hali ve fedakar anne tiplemesi ile filmde baskınlığını hissettiriyor ve onla ateşlenen olaylar onla sükunete eriyor. İyi ki var dedirtdecek bir performans, akıcılık ve duruluk.
Bir fasılda son olarak Kavak Yelleri adlı dizede aşina olduğumuz fakat Adem’in Trenleri ile güzel bir çıkış yakalayan Atıf Emir Benderlioğlu’na gelsin. Hayati Hamzaoğlu, Erol Taş gibi efsanevi kötü adam figurlerinden sonra onlardan boşanlan yerlere gelmeye aday genç oyuncu şu anki haliyle kıyas kabul etmesede ileriye doğru güzel sinyaller veriyor. Bu yönde ısrarlı bir çalışmayla ve biraz daha seyirciye geçirebileceği samimiyetle birlikte günün birinde neden olmasın dedirtiyor.
Mehmetali Batmaz
